27 Kasım 2016 Pazar

Adınla Çağır Beni Kitap Yorumu

Gönderen Sibel Deliorman zaman: 12:52:00 0 yorum
Arka Kapak
  Aşk birden çıkar insanın karşısına; yakalamak ya da ıskalamak size kalmış. Bazen aşık olduğunu anlamazsınız, bazen de anlasanız bile onu tutmak, kendinize saklamak zordur.
  Adınla Çağır Beni, delikanlılık çağındaki bir gençle, ailesinin yazlığında kısa süreliğine kalmaya gelen bir konuğun arasında gelişen beklenmedik, bir o kadar da güçlü aşkın öyküsü. Sevdiği kişiyi sadece bedeninin değil ruhunun da bir parçası yapmanın etkileyici bir tasviri.Saf tutkunun dönüştürücü etkisini olağanüstü bir üslupla kaleme alan Andre Aciman, iki erkeğin gözlerinden damarlarına akan bir aşkı okuyucuya yaşatıyor. Adınla Çağır Beni, ince detaylarıyla insanı saran bir roman.

Kitap Konusu

 Herkese merhaba :)) Yine geldim, bir kitap yorumuyla buradayım... Ama konusuna ve yorumuma geçmeden önce burada beni okuyanlarla yada tesadüfen benim yazıma denk gelen insanlarla bir şeyler paylaşmak istiyorum. Bazen hiç bir şeye vakit bulamıyorum, kitap okumaya bile ve bu beni çok fazla üzüyor. Bu sene son senedeyim ve tez konum var. Sadece tez kitaplarından bir şeyler okumam gerekiyor. Eve geldiğimde yorgun oluyorum ve bir tek ders notlarını çıkarabiliyorum... Bazen kendi hayatımda kaybolmuş gibi hissediyorum. Bir yerlere gidip saatlerce hiç bir şey düşünmeden yürümek istiyorum... 

  Kitaplarım karşımda ve onları bitiremediğim için her ay kitap alamamak beni çok üzüyor. Eğitim sisteminin bu şekilde olmasından da defalarca nefret ediyorum. Üniversite bile olsa çok fazla sıkıyorlar ve çok fazla sorumluluk dayatıyorlar. Birde bana bu yetmez gibi Oriflame işine girdim!:D Hayaller ve hayatlar oldu tam anlamıyla o işte... Tuttuğum her şey elimde mi kalıyor bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey hiç bir şeye yetişemiyorum. Bari bu blogum elimde kalan tek umudum diye buradaki umutlarımı hiç kaybetmek istemiyorum en azından ayda bir bile olsa bir kitap yorumu paylaşmak istiyorum... Biliyorum birilerine mutlaka ulaşıyordur yorumlarım ve birileriyle aynı zevkleri, aynı düşünceleri paylaşıyoruzdur ve bu da beni mutlu etmek için yeter de artar bile... :))) Şimdi içimi herhangi birinize döktükten sonra konusuna geçebilirim. 
  Arka kapak yazısından da anlaşıldığı gibi iki erkeğin aşkı anlatılıyor. Bu tarz bir şeyleri merak etmiyorsanız hiç elinize almayın derim şahsen ben bazı şeyleri okumakta zorlandım... Kesinlikle herkesin hayatına kimse karışamaz düşüncesindeyim. :))) Ama işte yinede okurken farklı oluyor, bilmemek daha iyiydi benim için... 
Ana karakterlerimizden biri olan Elio 17 yaşında ve ailesiyle beraber İtalya'nın Riviera'sında yaşıyor. Gayet bilgili ve kültürlü bir çocuk. Ailesininde gayet hali vakti yerindedir. Villalarında her yaz profesör olan babasının yazar arkadaşlarını ağırlarlar. Evde sürekli edebiyat ve sanat konuşulur. Ailenin akşam yemekleri de hep kalabalıktır. Bir yaz eve, kitabını yazmak için Oliver gelir ve Elio'nun da hayatı böylelikle değişir. Aralarında bir aşk başlar. 
Kitapta çok bir olay bulunmamakla beraber sadece bu iki aşık anlatılmıştı o yüzden size konusundan fazla bahsetmeyeceğim merak edeniniz varsa alıp okusun belki seveceğiniz bir roman  olur. Şimdi kendi yorumumla devam edeceğim... :)

Kitap Yorumum
 Ben kitabı aslında çok sevemedim. .Çok karışık geldi bana kitap yada ben çok karışık dönemimdeyim bilmiyorum ama kesinlikle benim sevebileceğim bir konusu yoktu. Bir kere Elio daha 17 yaşında... Bu yaştaki çocuğun kimliği bile oturmamışken eşcinselliği tatması, bilmesi bana çok saçma geldi. İkisi de eğer olgun olsalardı belki o zaman daha yerinde olabilirdi. 
Kitap, Elio'nun ağzından yazılmıştı. Ben kitaba kısacası hiç bağlanamadım daha fazla olumsuz yorum da yapmak istemiyorum. Çok olaylar durağandı, karakterler çok soyut kalmıştı. Mesela Elio'nun karakteri sadece Oliver'i düşünmekten ve fantazi kurmaktan yaratılmıştı. Oliver'in, sadece kitap yazmaktan ve Elio'ya yaklaşıp yaklaşmamaya karar vermekten ibaretti. Elio'nun anne babası zaten ortalarda çok fazla gözükmüyordu, onlar kendi aile sohbetlerinde sadece varlardı. O yüzden tam karakterlerde oturmamıştı ve çok fazla soyutlardı. 
Umarım merak edenleriniz okurlar ve beğenirler.:) Ben daha fazla kitap hakkında yeni yazılabilir inanın ki bilmiyorum... 
 Hepinize bol okumalı günler diliyorum... Hoşçakalııın. :) 


16 Ekim 2016 Pazar

Fangirl Kitap Yorumu

Gönderen Sibel Deliorman zaman: 11:44:00 0 yorum

Arka Kapak
Cath bir Simon Snow hayranıdır. 

Öyle ya, tüm dünya Simon Snow hayranıdır...

  Ancak bu Cath için bir hayat felsefesidir ve o takipçi olma konusunda çok iyidir. İkiz kız kardeşi Wren'le çocukluklarından beri Simon Snow kitaplarını defalarca okumaktan, hayran kurgusu yazmaya kadar, kendilerini seriye adamış, annelerini kaybetmelerini de ancak bu şekilde atlatabilmişlerdir. 
Büyüdükçe Wren'in hayranlığı azalsa da Cath'in vazgeçmeye niyeti yoktur. 

  Üniversiteye gidecekleri sırada Wren, onunla aynı odada kalmak istemediğini söyleyince Cath kendi rahat dünyasının tamamen dışında, bir başına kalır. Son derece utangaç olan Cath, kendini yazdığı hayran kurgusuna kaptırmıştır. Hikayesinde her zaman ne diyeceğini gayet iyi bilmekte ve gerçek hayatta hiç tecrübe etmediği romantizmi öyküsüne yansıtabilmektedir. Wren elinden tutmadan da Cath her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kendi hayatına başlamaya gerçekten hazır mıdır? Ya kendi hikayelerini yazmaya?..

En önemlisi de Simon Snow sevdasını geride bırakma pahasına yola devam etmeyi istemekte midir?

Kitap Konusu
  
  Merhaba herkeseee... :) Yaklaşık 1,5 aydır yoktum buralarda ve buraya yorum yazmayı, bir şeyler paylaşmayı çok özlemişim... Buralarda olamamamın sebepleri içerisinde milyonlarca sebep sıralayabilirim aslında ama bunlardan en önemlileri eylül ayında bir kırtasiye markasının tanıtımında çalışmış olmam ve arkasından da okulumun açılmış olması oldu, haliyle de bu dönemlerde fazla kitap okuyamadım...
Ama artık tekrar her şeye başlamışken bir daha bu kadar çok arayı uzatmak istemiyorum. Artık bir an önce kitabın konusundan da bahsedeyim sizlere... :) 
  Cath adında fazlasıyla kendi halinde olan bir karakterimiz var ve bunun birde tam zıttı olan ikiz kız kardeşi Wren... Bu iki kız kardeşi çok küçükken anneleri terk ediyor. Bu olay Cath'i içine kapanık olarak etkilemişken Wren'ni de dışa dönük yapıyor. Babalarıyla beraber büyüyen bu kızlar üniversiteye gitmek için ayrılıyorlar evlerinden ve ikisi de aynı üniversiteyi kazanıyor. Cath, kız kardeşiyle beraber kalacağını düşünüp rahatlarken, kız kardeşi artık ondan ayrılmak, yeni bir hayat kurmak, yeni insanlar tanımak, üniversiteyi dilediği gibi okumak istiyor. Cath hiç istemesede yurtları ayrı oluyor ve Wren'den ayrılıyor. 
 Cath için de hayat bundan sonra başlıyor. Reagan isminde bir kızla aynı odayı paylaşıyor ama bu kız da hiç Cath gibi değil. Reagan, son derece gezmeyi, eğlenmeyi, yeni insanlar tanımayı seven bir kız. Cath ile ilk başlarda hiç anlaşamasalar bile sonra sonra alışıyorlar birbirlerine. Zaten Cath'in tek istediği ders çalışıp arada da büyük hayranlık duyduğu Simon Snow için hayranlık kurgusu yazmak. Simon Snow kim derseniz şu şekilde anlatayım; Harry Poter gibi bir kitap kurgusu, kitaptaki karaktere de Cath bayılıyor ve internet ortamında onlar için hayranlık kurguları yazıyor zaten kitabımızın ismi de bu yüzden Fangirl...
  Reagan'nın birde Levi isminde bir arkadaşı var... Eskiden sevgilisi olan bu Levi artık Reagan için sadece bir arkadaş oluyor ve Cath'ten de çok fazla hoşlanıyor. 
  Bu sıralarda da Wren hiç uslu durmuyor başını belaya soktukça sokuyor ama Cath her seferinde kardeşini yaptıkları için affedip onun yanında oluyor. Levi'de bu sıralarda Cath'i hiç yalnız bırakmıyor, onun hayatına daha da fazla girmek istiyor. 
Cath, Levi'yi ders çalıştırıyor, hayran kurgularını okuyor derken birbirlerine oldukça yakınlaşıyorlar, fakat beraber olabilecekken Levi, Cath'e büyük bir hata yapıyor. Aslında Cath'e kendini kabul ettirebilmek çok zor, çünkü yalnızlığına alışmış bir karakter, annesinin yaptıklarından dolayıda insanlara güvenmekte zorluk çekiyor.
Ancak Levi ve Cath için başka engellerde çıkıyor. Bundan sonrasını da sizlerin okumasına bırakıyorum ve konusunu bu şekilde anlatıp bitiriyorum. :)  

Kitap Yorumum

 Geldik sonunda benim yorumuma... :) Ben kitap için muhteşem güzeldi, elimden hiç bırakamadım, çok sürükleyiciydi diyemeyeceğim malesef... Kitaba eylülde başladım ekimde bitirdim. Hiç bu kadar uzayacağı, elimde bu kadar çok sürüneceği gelmezdi aklıma. Birde bu yazarda sonunu bitirememe var bence. Bir son yaratamadan yarım bitiriyor ve bu da kitaba boşuna okunmuşluk hissi veriyor. Açıkçası ben kitapta hiç yol alınmadığını hissettim. 
  Karakterlere gelirsek, onlar çok güzel işlenmişti zaten yazar karakter yaratmakta, onların hislerini okuyucuya da hissettirmekte çok başarılı... 
  Cath, çok içine kapanık bir kız. Yeni insanlarla tanışmayı hiç sevmiyor, bir düzen kurmuş ve kurduğu düzenin dışına çıkmayı hiç istemiyor. Herkese kapatmış kendisini, kendince duvarları var. Güvenme problemi çekiyor, sebebi de küçük yaşta annesi tarafından terk edilmek. Aslında Cath, çok güçlü bir karakter. Yalnızlığından güç buluyor, yalnız olmayı kendisi istiyor.
 Kitapta en çok Levi ile konuşmaları hoşuma gitti, okudukça güldüğüm yerler oldu.:) Ayrıca annesine ne kadar kızgın olsa da yine de onu yanında istiyor olması, içinden hala kendisine bile itiraf edemediği annesine muhtaçlığı çok güzeldi. Kaldığı yurtta sırf yemekhanenin nerede olduğunu bilemediği için 1 ay boyunca odasında abur cuburlarla karnını doyurması da bi o kadar dikkat çekiciydi.:) Bence gerçek hayatta da bu kadar utangaç insanlar illa ki vardır bir yerlerde ...
  Levi'ye gelirsek, evet çok çabaladı Cath için ama ondan çabuk umudunu kesiyordu. Halbuki Cath'in birine ısınması, sevmesi, duygularını anlayabilmesi zaman isteyen bir şeydi.
Levi, ne kadar arkadaş canlısıysa, Cath o kadar yalnızlığını seviyor. Levi ne kadar kitap okumayı sevmiyorsa, Cath o kadar kitap okumayı seviyor. Levi ne kadar çok ilişki yaşamışsa, Cath o kadar deneyimsiz. Levi ne kadar partilere gitmeyi seviyorsa, Cath o kadar yurdumda oturayım, Simon Snow için bir şeyler yazayım kafasında... Daha bunlar gibi bir çok zıt huyları var ama her şeye rağmen birbirlerini aslında tamamlıyorlar. Aslında iki aynı karakterin beraber olması bana göre çok sıkıcı. Farklı karakterler her zaman birbirlerine farklı şeyler kazandırırlar.
  Wren ise yaramaz kız kardeş... Başına her zaman yeni işler açan bir kızdı. Yeri geldiğinde çok fazla bencil bir kızdı ve bu bencilliği beni çok kızdırıyordu. Cath'i sırf yeni hayat kurmak için çok ihmal etmişti. Babalarına karşı da çok büyük bencillik yapıyordu. Biraz sorumsuzluğu vardı ama Cath, ne olursa olsun onu çok fazla seviyordu. İkiz olmalarına rağmen Cath ablalık ve annelik yapıyordu ona...
  Reagan'da uçarı bir kızdı. Cath'e yemekhaneyi gösteren oydu ve yurttaki tek arkadaşıydı Cath'in. Zaten kendi halinde olan, öyle her şeyi umursamayan, yurda fazla gelmeyen bir kızdı. Kendine has bir karakterdi ve onu da sevdim... Rahatlığı, hayata boşvermişliği hoşuma gidiyordu.
  Zaten kitaptaki karakterler çok güzel işlenmişti, onları sevmemek imkansızdı.
Ama Cath'i bir başka sevdim. Bu kitapta herkes Levi'nin, Cath için çok emekler harcadığını düşünmüş ama bence çok emek harcamadı. 
Hani bir emek harcayarak birini kazanmak var, birde kolay kazanmak var. Levi öyleydi, Cath onu istediği için şans veriyordu yoksa Levi, o şansı emek vererek kazanmıyordu. Uğraştı illa ki bir şeyler için ama yine de onlar bana göre basit şeylerdi sanırım ben daha büyük şeyler istiyorum... :) 
  Kitap orta şekerliydi bence hani okunsada olur okunmasada olurdu... Okusanız bir şey kazanmazsınız, okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz. İlla da tavsiye edeceğim bir kitap değildi. Benim yorumum bu kadardı, umarım faydalı olmuştur kitap için düşüncelerim... 
  Çok çok iyi bakın kendinize... Bol okumalı günler, saatler diliyorum. Hoşça kalın... :) 

Kitaptan Alıntılar

 ''Nasıl devam edeceksen öyle başla.''

 ''Bir şeyden hoşlanmadığına karar vermek için önce onu denemen gerekir.''

 ''Ben insanları öylesine öpmem. Öpücükler benim için basit şeyler değildir.'' 

 ''Ama ben bu olaydan olumsuz etkilenmedim. Ben izin vermedikçe hiçbir şey beni olumsuz etkileyemez.''

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Beni Bulun Kitap Yorumu

Gönderen Sibel Deliorman zaman: 08:06:00 0 yorum

Arka Kapak
  Michelle Knight 2002 yılında, Ariel Castro isimli bir okul servisi şoförü tarafından kaçırılıp, on yıldan uzun bir süre taciz, tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. 2003 yılında Amanda Berry, 2004 yılında Gina nDejesus tutsak olarak Michelle'e katıldı. 
  6 Mayıs 2013'te bir fırsatını bulup tutsaklıktan kurtulmalarının ardından, bu olay dünyada büyük yankı uyandırdı. Şimdi ise binlerce kişinin merak ettiği konu şu: O evin içinde neler oldu? 
Üç kadın akıl almaz işkencelere dayanacak gücü nasıl buldu?

  Michelle Knight, gözler önüne serdiği bu sarsıcı hikayesiyle suskunlar için bir ses, her yıl kaybolan binlerce çocuk ve genç için güçlü bir sembol oluyor. 

Kitap Yorumum

  Herkese merhaba yeniden... :) Beni Bulun, otobiyografi tarzında bir kitap. İki günde kitabı bitirip yorumunu hemen girmek istedim. Aslında kitap o kadar güzel ve akıcı ki bir günde bile bitirilebilir ama kesinlikle sindirilerek okunması gerekiyor. 
  Ben bu kitabı okuduktan sonra biraz daha erkeklere karşı düşman oldum. Erkek egemenliği bir kere daha gözüme battı. Kesinlikle herkes okumalı diye düşünüyorum. Kitabı sadece 18 yaşından büyüklere tavsiye ediyorum. Bazen elimizde bulunan özgürlük bize çok basit geliyor, fakat öyle hayatlar var ki hakkımız olan şeylerin küçük miktarını bile aldıklarında onlara lüks gelebiliyor. Otobiyografi tarzında bir kitap olduğundan ben Michelle Knight üzerinden bahsedeceğim.
  Michelle Knight, çok yoksul bir ailede büyüyor. Asla ailesi tarafından sevgi görmüyor. Birde yaşadığı evde çekirdek aile olarak yaşamıyorlar. Akrabalarıyla beraber aynı evde kalıyorlar. 6 yaşında akrabası tarafından tecavüze uğramaya başlıyor ve yıllarca aynı evin içerisinde her gün tecavüze uğruyor. Bir gün evden kaçmayı başarıyor fakat bu seferde köprü altlarında yaşamaya çalışıyor. Daha yaşı çok küçük olduğu için ailesi onu bulup tekrar eve götürüyor. Eve gelişiyle beraber, o akrabası tarafından yine her gün tecavüzler de başlıyor. Ve en çok beni üzen şey; ''tecavüz sırasında artık mutlu olduğum şeyleri düşünüyordum o adam üzerimden inene kadar'' diyor. 
  Bir gün aynı okulda okuduğu bir çocuğa aşık oluyor. İlk defa sevginin ne olduğunu görüyor. Ama bu çocukta Michelle'i kullanıp onunla beraber olduktan sonra ayrılıyor. Michelle, bu çocuktan hamile kaldığını anlıyor ve annesinin bu çocuğu istememesine rağmen doğuruyor. Hatta hamileliği boyunca tecavüz eden kişiye, karşı koyduğuna bile şaşırıyor. Ve bir gün içinde büyüttüğü, ona her zaman umut olan, ışık olan bebeği joey'i kucağına alıyor. 
  Michelle, oğlunu hep oyuncak ayım diye seviyor. Bu benim çok ama çok fazla hoşuma gidiyordu. Tüm hayatını oğluna adayabilirdi, çok fazla seviyordu onu. Michell'in annesi ve babası boşanıyor ve annesi artık evlerine başka bir adam getirmeye başlıyor. Bu getirdiği adamda Michelle'e zarar vereceği sırada, oğlu ağladığı için adam gidip oğlunun ayağına zarar veriyor. Hastaneye kaldırdıklarında oğlu elinden alınıp, sosyal güvenlik kurumuna bırakıyorlar. Elinde olmadan önce çocukluğu, sonra oğlu ve sonrada 11 yılı elinden alınıyor. 
  Bazı ayrıntılar var onları burada vermek istemiyorum ama bir şekilde Michelle, sapkın bir adam tarafından kaçırılıyor. Kaçırıldığı evde hiç kimsenin aklının ucundan bile geçiremediği işkenceleri yaşıyor, tecavüzlere uğruyor. Kaçmak için çok çırpınıyor fakat her zaman başarısızlıkla sonuçlanıyor. 2 yıl aradan sonra adam başka iki kızı daha kaçırıp eve dahil ediyor. 11 yıl boyunca bir insanın aklını kaçırmamasının imkanı olmayan yerde, işkencelerde, Michelle hep oğluna kavuşacağı hayaliyle yaşayıp, hayallerinde onunla konuşup, ona mektuplar yazıp, resimler çizerek yaşamaya dair isteğini hiç bitirmiyor. Bir gün o evden kurtulabileceğine dair umut hiç bir zaman tükenmiyor. Zaten kendisi de söylüyor umutsuz yaşayamazdım diye. Michelle'i kaçıran adam sürekli ona kimsesiz olduğunu ve bu şekilde olduğu için hiç bir yerde onu arama çabaları olmadığını söyleyip acısına acı katmayı da başarıyor. Michelle, anılarını yazarken adamın adını bir kere veriyor ve sonra onun adını hiç yazmıyor. Canavarların adlarının olamayacağını ve onun ismiyle yazılmasını hak etmediği için kitapta ondan bahsederken ''adam'' diye bahsediyor.
  Kitap, fazlasıyla güzeldi. Hayat dersleri çok bol olan bir kitaptı. Ve sizden bir ricam var, eğer çevrenizde görmeye alışık olduğunuz bir insanı bir anda görmemeye başlarsanız mutlaka ama mutlaka polise veya onu tanıyan arkadaşlarınıza, eşinize dostunuza haber verin çünkü bu dikkatsizlikle birçok insanın hayatı elinden çalınıyor.
   Kitabın arasında bir de yaşadığı ev ve gördüğü işkencelere ait zincirlerin resimleri de bulunuyordu. Bu resimlerin bulunması da nasıl bir alanda kaldığını en güzel şekilde bize sunuyordu ve yaşadığı tüm zorlukları bir kez daha somut bir şekilde görüp anlıyorduk. Alın okuyun ve okutturun kesinlikle. :) Ayrıca çeviri muhteşemdi ve çok akıcıydı. Daha ne kadar övebilirim bilmiyorum, sadece herkesin emeğine sağlık diyebilirim. :)) Şimdiden size de keyifli okumalar dilerim. Başka kitaplarda görüşmek üzere, Hoşçakalınnn... :)

  Kitaptan Alıntılar
  
  ''Hayatınız sizden çalındıktan sonra en temel şeylere sahip olmak bile sizi mutlu ediyordu.''

  ''Hayatın acısını ve tatlılığını duyumsamak ve geçmişimle kendi başıma yüzleşmek zorundayım. Sonrası, inişlerle çıkışlar... Sonsuzluğun özgürlüğünde olabilmek için anın değerini bilmek gerek.''

  ''Orada bir yerlerde hayatın güzel olabileceğini, seni seven birinin çıkabileceğini biliyorum. Tek yapmamız gereken siyah-gri bulutların dağılmasını beklemek. Ardından, bizlerin gülen palyaçoların arkasındaki güzel yağmuru görebiliriz.''



 

Frambuaz Tadında Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review